Paylaşımlarımız devamlı olacaktır,bizi izlemeye devam edin!!Ödevler-Dersler-Hukuk-Edebiyat Profesyonel çalışmalarla karşınızdayız İletişim için:Mehmetmeric35@gmail.com
divan edebiyatından yararlanma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
divan edebiyatından yararlanma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2015 Pazartesi

Divan Edebiyatının Günümüzde Kullanımı,Ne kadar Yararlandığımız Konusu

MEHMET MERİÇ UÇAR

Günümüzde Divan Edebiyatından Ne Kadar Yararlanıyoruz?
 Sizlerinde tahmin ettiği gibi yazımızda divan edebiyatının nasıl yorumlandığını divan edebiyatına nasıl bir gözle bakıldığını ve yapılması gerekenlerden söz edeceğiz. Divan edebiyatı gibi zengin bir yapısı bulunan, kültürel açıdan da çok yüksek bir edebiyat olan divan edebiyatına yaklaşımın neden bu kadar katı ve ön yargılı olduğunu tartışıp nasıl bir tutum içinde olmamız gerektiğini belirleyeceğiz.
 Yazımıza divan edebiyatı hakkında bilgi vererek başlıyoruz. Divan Edebiyatı, Türklerin İslam dinini benimsemesinden sonra ortaya çıkan yazılı edebiyattır. İslâm uygarlığının edebiyat geleneğini şekillendiren Arap ve Fars ile beraber üç büyük ekolden birisidir. Klasik Türkçe denilen ve aynı uygarlık dünyasının merkezi olan Kur'an dili Arapça ve edebi dil Farsçadan alınan sözcükler ile zenginleşen bir dil ile üretilmiş bir edebiyattır. Bu edebiyata "divan edebiyatı" denmesi İkinci Meşrutiyet (1908-1923) zamanına dayanır. Şâirlerin, şiirlerini divan denen el yazması kitaplarda toplamış olması nedeniyle böyle bir terim geliştirilmiştir. Fakat eksik bir tanımlama olduğu açıktır. Çünkü divan sadece şiire has bir tabirdir, oysa edebiyatın içinde mesnevî, hikâye, nesir gibi başka unsurlar da zirveye ulaşmıştır. Yine bu edebiyata şairlerin sanatlarını divan denen toplantılarda icra ettikleri için kendilerine divan şairi edebiyatlarına enderun edebiyatı hatta bu edebiyata skolâstik edebiyat diyenler bile ortaya çıkmıştır. Divan edebiyatı ilk örneklerini Hocan Denhani ile 13. Yüzyıl başlarında vermeye başlamıştır diyebiliriz. 19. Yüzyıl gibide son ermeye başlamış Tanzimat Edebiyatıyla beraberde etkisini büyük ölçüde yitirmiştir. Genel hatlarıyla Divan edebiyatı budur şimdi genel özelliklerini açıklayacak olursak;
  1. Nazım birimi genellikle beyittir ve cümle beyitte tamamlanır. Beyit, cümleye egemendir.
  2. Nazım ölçüsü “aruz”dur.
  3. Dili Arapça, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıcadır.
  4. Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
  5. Şiirlerin konuyu içeren başlıkları olmadığı için nazım biçimlerine göre adlandırılmışlardır.
  6. Klişe bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler değişmez sözlerle (Mazmun) anlatılır.
  7. Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.
  8. Soyut bir edebiyattır. İnsan ve doğa gerçekte olduğundan farklı ele alınmıştır.
  9. Aydın zümrenin edebiyatıdır. Medrese kültürü hâkimdir. Genellikle saraya ve çevresine seslenir.
  10. Sanatlara bolca yer verilmiş, sanat yapmak amaç durumuna gelmiştir.
  11. Ulusal bir edebiyat olmayıp dinin etkisiyle şekillenmiştir. Arap ve İran edebiyatının etkisi çok fazladır.
  12. Şiirde daha çok aşk, sevgili, içki, din ve kadercilik gibi konular işlenmiştir.
  13. Nazım ön planda tutulmuş, nesre pek az yer verilmiştir.
  14. Nesir alanında tezkireler (edebiyat tarihi görevini gören biyografik eser), münşeatlar (mektuplar), tarihler, dini metinler ve nasihatnamelere de rastlanmaktadır. Bunlarda da sanat yapma amacı ön plandadır.
  15. 13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.
  Divan edebiyatını bu şekilde hatırlattıktan sonra yazımıza şuan ki divan edebiyatına karşı olan eleştiriler ve tutumlardan bahsedeceğiz.

  Her şey, Tanzimat ile başlamıştı. Toplumun değişim sürecinde yeni edebi gelişmelerde yaşanmıştı ve ilk hedef gösterilenler yine divan edebiyatı şairleri olmuştur. Altı asırlık edebiyatları bir anda eski oluvermişti. Çok geçmeden günah keçisi durumuna geldiler. Zamanla onlara verilen isimlerde bile bir art niyet başladı isimlerde gizliden gizliye bir yabancılaştırma ve dışlama gayesi sezildi, isimleri ağza alınınca insanlar eskisi gibi karşılamıyor değişik görüyorlardı bu edebiyatı artık.
  Divan edebiyatına bakıldığında Arapça ve Farsça kelimelerin çok fazla olduğu ve bunların anlamayı güçleştirdiği yine bu edebiyatın olduğu dönemi incelediğimizde insanların bu şekilde bir dil bilgisine sahip olabilmeleri üç dile birden hâkim olabilmeleri ve bu dilleri oldukça iyi bilmeleri gerekmekteydi ve buda o dönemde her insanın alabileceği bir eğitim değildi. Edebiyatın dili yapısı ve görünümü bu şekilde olabilir fakat bunu bu şekilde kabullenip eski diye zor diye düşünerek anlamaya çalışmazsak koskoca altı yüzyıllık bir edebiyatı kökleri çok kuvvetli olan bu edebiyatı göz ardı etmiş oluruz.
  Divan edebiyatının bu şekilde anılmasının bir nedeni de yine okullarda verilen eğitimdir. Öğrencilerin aklına artık divan edebiyatı denince ağır dil ve yapı, anlaşılmaz metinler boşu boşuna bu kadar ağır yazılmış bu metinler gibi düşünceler gelmektedir. Bu konuda öğrencilere de bir miktar hak vermek gerekir çünkü burada iş eğitimcilere düşmektedir. Doğruyu göstermek neyin ne şekilde anlaşılacağını öğretmek onlara düşmektedir. O yüzyılda yaşanan gelişmeleri, sosyal yapıyı, ekonomik ve siyasal yapıyı bile bir gözden geçirmenin aslında büyük bir yararı olacağı kaçınılmazdır. Ancak, son yıllarda, çeşitli gerekçelerle eğitim sistemindeki ölçme-değerlendirme ölçütlerinin kolaylaştırılması, kimi öğretmenlerin eski edebiyat metinlerini, dili ve konuları sebebiyle gereksiz görüp üzerinde yeterince durmaması, sadece programdaki zorunluluk nedeniyle geçiştirerek vermesi, günümüz öğrencilerinin eski metinlerdeki özellikle şiirdeki sanatlı söyleyişin, ince ve zarif duyguların, orijinal imajların ve estetik değerin farkına varmasını âdeta engellemektedir. Buna, liselerde üç yıl boyunca ağırlıklı ders saatiyle okutulan edebiyat dersine, üniversite giriş sınavlarında üç beş soru kadar yer verildiği de eklenirse öğrenciyi eski edebiyatı sevmiyor diye suçlamak haksızlık olur. İnsanlar üniversite sınavına girerken bile edebiyat dersine çalışırken artık belli ezber bilgileri ezberleyerek girerken nasıl divan edebiyatını sevdirmek mümkün olabilir ki. Şöyle düşünecek olursak “divan edebiyatında aruz ölçüsü kullanılır”, “divan edebiyatı ağır ve anlaşılmazdır” tarzı iki cümle ezberleniliyor ve insanlar sınava giriyor tek amaçta bu edebiyata çalışırken sınavda çıkacak olan iki üç cümleyi öğrenmek oluyor. Buda insanları temelli tembelliğe ve bu söylenenleri kayıtsız şartsız kabul etmeye itiyor.
  Günümüzde insanlar divan edebiyatı şairlerinin ağır yazdığı sadece belli bir kesim için yazdığı saray için edebiyat yaptıkları onların sanat yaparken ukala davrandığı şeklinde yorumlar yapılmaktadır. O insanların zengin oldukları kendilerini saray çevresindeki insanlara sevdirmek için yalakalık yaptıkları gibi yorumlar, düzgün mevkilere gelmek için vezirlere padişahlara yalakalık yaptıkları şeklinde düşünceler insanların aklında yer etmiştir. Divan edebiyatının halk kitlelerince anlaşılabilesi için büyük çaba gösteren Profesör Doktor İskender Pala bu konu hakkında şunları söylüyor: Şairler vardı... Şiiri gönülde duyup fikirde hummaya dönüştürerek tam altı asır yaşamışlardı. Onlar, yürekleri ürpertmekten ziyade, zihni sarhoş etmek için mısralar yazarlardı. Aynı dilber için sevdaya tutulup sonsuz acılar çekerlerken, ayni medeniyetin genel kabulleri içerisinde bilimin, sanatın, felsefenin, edebiyatın tarihini oluştururlardı. Asırlar geçse de hiç değişmeyen acılarının terennümüyle akılları ürperten bu silsile, ayni kaderi yaşamak üzere halk edilmiş gönül erleri gibiydiler. Ancak asla özgür olamadılar ve önlerine konulan iki kara kaplı kitaptan biri, sevgililerin cevr ü cefa nizamnameleriyle; diğeri de kudemanın şiir üzerine verdiği fetvalar, kanunnameler ile doluydu. Yani gerek aşkın yolu yordamı, gerekse şiirin şekil ve muhtevası kesin sınırlar ile belirlenmişti. Daha önceki kaderdaşları olan üstatlarının kullandığı sınırlı malzeme üzerinde yeni binalar yapmaları; aynı kulvarda koşarak önceki rekorları egale etmeleri gerekiyordu. Ne yarışmanın şartları, ne de bina edecekleri sanat eserinin şeklini değiştirmeye yetkileri vardı. Eli kolu bağlanmış koşucular yahut mimarlar gibiydiler. Buna rağmen, öyle mükemmel koşular çıkardılar ve öyle güzel abideler yaptılar ki âleme parmak ısırttılar.İskender Pala’nın burada üstüne bastığı çok önemlidir ki özellikle şu iki konu biri onlar zihni sarhoş etmek için mısralar yazdılar derken biride özgür olamadıkları konusunda elleri kolları o kadar bağlıyken bile o kadar katı kurallar varken bile aynı sevgiliye âşık olup aynı temaları kullanırken bile aynı mazmunlarla şiirlerini söylerlerken bile gerekli farklılığı oluşturup her seferinde insanların içinde farklı heyecanlar yarattılar. İskender Pala bir konuya daha dikkat çeker: Onlar her sınıftan olabilmekle beraber şiirin genel kaidelerine uymak için belli bir kültür seviyesini aşmak zorundaydılar, Şiirin alt yapısını edinmek için birtakım gönül ve zihin tecrübelerini edinmeleri gerekiyordu. Yani dahil oldukları oyunun kurallarını baştan sona öğrenmek mecburiyetindeydiler ve bu da bir yüksek kültür ve entelektüel bakış açısı demekti. Ne yazık ki asırlar sonra bu meziyetlerinden dolayı suçlanacaklarını bilmiyorlardı. Bu halk çocukları, sırf okuryazar oldular, dünyayı öğrenecek bir kültür edindiler diye torunları tarafından “halktan kopmuş” olarak damgalanmayı hak etmişler miydi?
  Ne müthiş bir gaflet ve ne hazin bir bakış zaviyesi!”  Burada da söylediği gibi şairler bir sanat yapabilmeleri için belli bir sanat dairesine ulaşmaları gerekiyordu çünkü bu edebiyat üç dilin karmasıyla oluşmuştur bu üç dile de üstün derece hâkim olmanız gerekiyordu. Sonuçta bu derece bir eğitim gördüğünde şairler yazdıkları şeylerde yine bu seviyede oluyordu. Böyle olunca da bu edebiyatın adı yüksek zümre edebiyatı, saray edebiyatı, enderun edebiyatı oluyordu. Aslında bu edebiyatın ismi konusunda da en güzel bağdaştırmayı Fuat Köprülü yapmıştır yaparken hiçbir art niyet gözetmeyerek üstelikte milli duyguyu da işin içine çekerek bu edebiyata “Klasik Türk Edebiyatı” demiştir.
  Klasik eserler, bugün dünyanın her yerinde birtakım problemlerle karşılaşmaktadır. Söz gelimi Shakspeare’in Hamlet’i bir İngiliz klasiğidir ve bu eserin orijinal dili oldukça ağırdır ve herkesin harcı değildir bu dili anlamak. Goethe ve Faust, Beybada’nın Kelile ve Dimne’si bu yazarların eserlerinin hepsi için aynı durum söz konusudur fakat hiçbir millet bizim yaptığımızı bu klasik eserlere yapmamaktadır. Peki, neden bu insanlar bunu yapmıyorken biz neden Fuzuli’yi, Nedim’i, Baki’yi, Galip’i ki en az onlar kadar iyi olan bu şairlerin gerçekten incelendiğinde paha biçilemez eserleri varken bu şekilde dışlıyoruz ve onlara kalıntı muamelesi yapıyoruz? Üstelikte yine birçok edebiyat âliminin de söylediği gibi bunları anlayabilmek için insanın 300-500 kelimelik kültür birikimini edinmesi gerekirken neden bu edebiyat anlaşılmaz diyerek bir kenara koyulsun. İşte bu engelleri atlayabilmek bugün Osmanlının edebiyatı ile genç nesillerin arasına konulan suni engeller; ancak gerçekten işini iyi yapabilen derin bilgilere sahip olan araştırmacıların marifetiyle kaldırılabilir. Eğer bu yapılmazsa yeni nesiller bu köklü medeniyetin yüksek kültürün avantajlarını yeterince kullanamayacaktır. Böyle zengin bir dile, kültüre, sanata sahipken biz sadece biraz emek göstermek gerekirken neden bunlar yapılmasın?
  Milli eğitim dergisinin Ekim, Kasım, Aralık 2000 yılı 148. sayısında yayınlanan “Divan Şiiri Öğretimi Üzerine” adlı yazıdaki önerileri de şu şekilde sıralayarak yapılması gerekenleri sunarak yazımızı sonlandırabiliriz.


ÖNERİLER
1. Divan Edebiyatı hakkındaki önyargılı, küçümseyici ve karalayıcı tavrı ile anlayışı değiştirmek gerekir. Bu edebiyatı, günümüz anlayışı ve ölçütleriyle değil de kendi döneminin tarihî, toplumsal ve kültürel koşulları içinde kendine özgü sanat anlayışıyla kabullenmek, bin yıllık bir medeniyetin kültür varlığı olarak değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
2. Geleneksel öğretimde olduğu üzere, metinleri, kronolojik sıra gözeterek vermek, giderek terk edilen bir yaklaşımdır. Her yüzyıldan, Divan Edebiyatının özellikle nazım türlerinde -gazel, kaside, mesnevî, rubaî, terkib-i bend, terci-i bend, şarkı- önemli eserler vermiş büyük şairler veya nesir üstatları çıkmayabilir ve öğrencinin ilgi alanına girmeyebilir. Artık, yeni yaklaşımda öğretim programlarında şairden değil de eserden hareket edilmektedir. Eser merkezli yaklaşım giderek kabul görmektedir. Öğrenci düzeyine uygun, onu, duygu, düşünce ve hayal yönüyle geliştiren, sanat değeri taşıyan eserler, onun hem zevk almasını sağlayacak hem de, kitap okuma alışkanlığı kazanıp kültürü, eski-yeni ayrımı yapmadan bir bütün olarak görüp tanımasına olanak sağlayacaktır.
3.Zamanın, Divan Edebiyatı üzerindeki aşındırıcı ve yıpratıcı etkisi dikkate alınarak öğrenciyi bu edebiyatın metinlerini anlamaya düşünsel ve ruhsal açıdan hazırlamak yararlı olur.
4. Öğretim programlarına, öğrencilerin ilgi, ihtiyaç, zevk ve beklentilerine cevap verebilecek, dili ve anlatımı yalın, estetik ve didaktik değer taşıyan metinlerin seçilmesine özen gösterilmelidir.
5. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerinin Divan Edebiyatıyla ilgili birikimleri, öğretme yöntemleri ve bu edebiyata yaklaşımları, öğrencilere bu edebiyatın metinlerini sevdirip öğretmede büyük önem taşır. Öğretmen “Metinler eski, dilleri anlaşılmaz” zihniyetiyle konuları geçiştirerek veya tek başına özetleyerek vermek yerine okutacağı metni döneminin veya yüzyılının kültürünü, zevkini, anlayış ve duyuşunu, dil ve anlatım özelliklerini, kısacası, bir sanat olayı olarak tanıtmayı amaçlamalıdır. Metni, soru-cevap tekniğiyle -eğer bağdaşıyorsa- günümüz yaşamıyla bağlantı kurarak öğrenciyle birlikte işlemesi etkin ve yararlı bir yoldur.
6. Özellikle aruz kalıplarını öğretmede izlenen ezber yöntemi terk edilmelidir. Öğrenci, aruz kalıbı ezberlemekle korkutulmamalı, önemli sayılan ve çok yaygın kullanılan aruz kalıpları, en güzel beyit ve dizelerde uygulamalı olarak verilmelidir. Bugün bazıları şarkı formunda okunan bazı beyitler, bellekte kalıcılığı açısından öncelikle tercih edilmelidir.
7. Sınavlarda, dili ağır, anlatımı mecazlı ve sanatlı, fikir dokusu karışık metinlerden sorular sorarak bu edebiyatı, öğrencinin başarısızlığına neden olabilecek bir malzeme yapmamalıdır.
8. Divan Edebiyatının en güzel beyitlerinden oluşan, öğrencinin anlama-kavrama kapasitesine uygun, dili yalın örneklerden oluşan, çevirisi sağlıklı, Millî Eğitim Bakanlığı tavsiyeli bir antoloji oluşturarak öğrencinin yararına sunulabilir.