Paylaşımlarımız devamlı olacaktır,bizi izlemeye devam edin!!Ödevler-Dersler-Hukuk-Edebiyat Profesyonel çalışmalarla karşınızdayız İletişim için:Mehmetmeric35@gmail.com

22 Haziran 2015 Pazartesi

Bağdatlı Ruhi Terkib-i Bendi

MEHMET MERİÇ UÇAR

TERKÎB-Î BEND

BAĞDATLI RÛHÎ
Türk edebiyatının en güzel hiciv örneklerinden sayılabilecek aşağıdaki eser aynı zamanda klâsik Türk şiirinin temel yapısını bildiren bir manifesto gibidir. Sabah akşam şarap içtiklerini iddia eden şairlerin bu şarapla ne kastettiklerini, âşıklığın ne demek olduğunu, gerçek sevgilinin kim olduğunu, o günün şartlarında dindar geçinen mûrayilere ve sahte şeyhlere neden sataştıklarını, dünyaya tapanlara ve dünya nimetlerine dört elle sarılanlara ne gözle baktıklarını, övünmek gerektiğinde neyle övdüklerini nefis bir üslûpla anlatan Rûhî'nin bu eseri edebiyatımızdaki önemli yerini korumaktadır.

I.BEND
1 Sanmañ bizi ki şîre-i engûr ile mestûz                             
   Biz ehl-i harâbâtdanuz mest-i Elestüz

2 Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanur lîk
   Biz mâil-i bûs-i leb-i câm ü kef-i destüz

3 Bu‘âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyuz
   A‘lâlara a ‘lalanuruz pest ile pestüz

4 Sadrın gözedüp neyleyeyüm bezm-i cihânuñ
  Pây-i hum-i meydür yirümüz bâde-perestüz

5 Erbâb-i garaz bizden ırag oldugı yegdür
  Düşmez yire zîra okumuz sâhib-i şastuz

6 Ma‘il değülüz kimsenüñ âzârına ammâ
  Hâtır-şiken-i zâhid-i peymâne-şikestüz

7 Hem-kâse-i erbâb-i dilüz ‘arbedemüz yok
  Meyhanedeyüz gerçi veli ‘aşk ile mestüz

8 Biz mest-i mey-i meygede-i ‘alem-i cânuz
Ser-halka-i cem‘iyyet-i peymâne-keşânuz

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (I. BEND)
1 Bizim üzüm şırası ile mest olduğumuzu sanmayın. Biz harabat ehlindeniz; Elest[meclisinin] sarhoşuyuz.

2 İffetsizler bizi de [kendileri gibi] bulaşık sanırlar, ama biz şarap kadehinin dudağını ve elin avuç içini öpmeye meylederiz.

3Bu fani dünyada ne [zengin] bey ve ne de [fakir] dilenciyiz.  Yücelik taslayanlara yücelenir, alçak gönüllülere mütevazı oluruz.

4Bu dünya meclisinin başköşesini kollayıp ne yapağız? Biz şaraba taparız bizim yerimiz şarap küpünün dibidir.

5Garaz sahiplerinin bizden uzak olması daha iyidir. Çünkü okumuz yere düşmez, biz şast sahibi usta okçuyuz.

6Kimseyi azarlama niyetinde değiliz ama, kadeh kıran sofunun kalbini kırarız.

7Gönül ehli ile aynı köşeyi paylaşırız, kavgamız yoktur. Meyhanedeyiz ama aşk ile sarhoşuz.

8Biz gönül alemi meyhanesinin şarabı[nın] mestiyiz. Kadeh çekenlerin [sofrasında] halkanın başında otururuz.

II. BEND
1Sâki getür ol bâdeyi kim dâfi‘-i gamdur
  Saykal ur o mir’âte ki pürjeng-i elemdür

2Dil bestelerüz bizden ırag eyleme bir dem
  Ol bâdeyi kim nûr-i dil ü dîde-i Cemdûr

3Ey hâce fena ehline zinhâr ululanma
  Dervişi bu mülküñ şeh-i bi-hayl ü haşemdür

4Hâk ol ki Hudâ mertebeñi eyleye ‘âlî
  Tâc-i ser-i ‘âlemdûr o kim hâk-i kademdür

5Gel doğrulalım meygedeye ragmına anuñ
Kim bâr-i riyâdan kad-i bergeştesi hamdur

6Mey sun bize sâki bizûz ol kavm ki dirler
  Rindân-i sabûhî-zede-i bezm-i kıdemdür

7Bu nazmı Peyâmîden işit hâle mûnâsib
  Kim zûbde-i yârân-i sühendân-i ‘Acemdûr

8Mâ rind-i sabûhî-zede-i bezm-i elestim
  Piş ez hemen dürdî-keş ü pîş ez-heme mestim

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (II. BEND)
1 Saki kederi defeden o şarabı getir; elem pasıyla dolmuş o aynaya perdah vur.

2Biz ona gönül bağlamışız. Cem’in gözünün ve gönlünün nuru olsa şarabı bir an olsun bizden uzak tutma.
3Ey efendi! Yokluğa ermişlere sakın ululanma. Bu ülkenin dervişi ordusu ve teşrifatı olmayan bir padişahtır.

4 Toprak ol da Allah mertebeni yükseltsin. Ayak toprağı olan kimse dünyanın başının tacıdır.
5Gel,riya yükünden boyu kıvrılıp bükülen [sofuya] rağmen meyhaneye yönelelim.

6Saki bize mey sun; biz “kıdem meclisinin şarabının çarptığı rintler” denen kişileriz.

7Söz ustası İranlı dostların seçkini Peyami’den, bu duruma şiiri dinle.

8 “Biz elest meclisinin şarabının çarptığı rintleriz. Şarap tortusunu herkesten önce içtik, herkesten önce sarhoş olduk.”

III. BEND
1Hôş kûşe-i zevk idi safâ ehline ‘âlem
  Bir hâl ile sürseydi eğer ‘ömrini âdem

2Sıhhat sonı dert olmasa vuslat sonu hicrân
  Nûş âhiri nîş olmasa sûr âhiri mâtem


3Bu ‘âlem-i fânîde safâyı ol ider kim
  Yeksân ola yanında eger ‘ıyş ü eger gam

4Dâ‘im ola hem sohbet-i rindân-i kadeh-nûş
  Vârın koya meydâne eger bîş ü eger kem

5Sûfi ki safâda geçinün Mâlik-i Dinâr
  Bir dirhemini alsañ olur hâtırı derhem

6Zâhir bu ki âhir yiri hâk olsa gerekdür
  Ger dirheme muhtâc ola ger mâlik-i dirhem

7Mey sun bize sâkî içelüm ragmına anuñ
  Kim cehli ile bilmedûgi yirden urur dem

8Her münkir-i keyfiyet-i erbâb-i harâbât
  Öz ‘aklı ile Hakkı diler kim bula heyhât

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (III. BEND)
1İnsan ömrünü hep aynı durumda sürseydi, dünya safa ehline güzel bir eğlence köşesi oldu.

2Sağlığın sonu dert, kavuşmanın sonu ayrılık, balın sonu zehir, düğünün sonu matem olmasa.

3Bu fani dünyada safayı süren, gam olsun sevinç olsun her şey yanında bir olan.

4Az veya çok varını yoğunu ortaya koyup sürekli şarap içen, rintler sohbetinde bulunandır.

5Safa konusunda zengin olduğunu iddia eden sofunun bir dirhem [parasını] alsan, gönlü kırılır.

6İster dirheme muhtaç olsun ister dirhem sahibi olsun, görünen o ki son yeri toprak olacaktır.

7Saki, bize şarap sun, cehaletinden [dolayı] bilmediği yerden konu açana rağmen içelim.

8Meyhane ehlinin her halini inkâr eden, kendi aklı ile Allah’ı bulayım der; Eyvahlar olsun!

IV. BEND
1 Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayın der
Dün mektebe vardı bugün üstâd olayın der

2Meyhânede ister yıkılup olmaya vîrân
Bîçâre harâbâtta âbâd olayın der

3Bir serv-kadün bende-i efgendesi olsun
Âlemde o kim gussadan âzâd olayın der

4‘Ömrin geçirüp kûh-ı belâda dil-i şeydâ
Berhem-zen-i hengâme-i Ferhâd olayın der

5Vasl istemeyüp hicr ile hoş geçdügi bu kim
  Miskîn gam-ı cânâneye mu‘tâd olayın der

6Elden komasun gül gibi câm-ı meyi bir dem
  Her kim ki bu gamhânede dilşâd olayın der

7Gezdi yürüdi bulmadı bir eğlenecek yer
  Min-ba‘d yine ‘âzim-i Bağdâd olayın der

8Bağdâd sadefdür güher-i dürr-i Necef ’dür
    Yanında anun dürr ü güher seng-i hazefdür
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (IV. BEND)

1Mürşit olmak isteyen şu zahide bak! Daha dün mektebe başladı, bugün üstat olmak ister.

2Meyhanede yıkılıp perişan olmasın ister. Zavallı harap olmadan abat olayım der.

3Dünyada gamdan kurtulmak isteyen, bir servi boylunun boynu bağlı kölesi olsun

4Deli gönül ömrünü bela dağında geçirip Ferhad’ın şöhretini alt üst edeyim der.

5Vuslat istemeyip ayrılıkla hoşça vakit geçirmesinin sebebi şu: Zavallı sevgilinin[ayrılık] derdine alışayım der.

6Bu gam yeri [olan dünyada] gönlüm hoş olsun diyen, gül gibi şarap kadehini bir an elinden bırakmasın.

7Gezdi dolaştı, eğlenecek bir yer bulamadı; “Bundan sonra yine Bağdat’a döneyim.” Der.

8Bağdat bir istiridye, mücevheri Necef’in İncisi [Hz. Ali’dir].Onun yanında inci ve mücevher taş ve toprak gibidir.

V. BEND
1 Ol gevher-i yektâ ki bulunmaz ana hemtâ
   Gelmez sadef-i kevne bir öyle dür-i yektâ

2Ol zât-ı şerîfe yaraşır da'vî-i himmet
  Kim oldu ne dünyâ ana maksûd ne ukbâ

3Kim derk eder anı ki ola zâtına ma'lum
  Remz-i kütüb-i medrese-i ilm ile bâlâ

4Ol zâhidün ağlar yer ü gök haline yarın
  Kim içmeye destinden anın câm-ı musaffa


5Bir noktadadur sırrı dedi çâr kitabın
  Ol çârdadur sırr-ı kütüphâne-i eşyâ

6Ol nokta benim dedi dönüp remzini seyret
  Ya'ni ki benim cümle-i esmâ-yı müsemmâ

7Çün hisse imiş kıssadan ehl-i dile maksûd
  Maksûd nedür anla bil ey ârif-i dânâ

8Hep mağlatadur lâklaka-yı zâhir ü bâtın 
 Bir nokta imiş asl-ı suhan evvel ü âhir


GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (V. BEND)

1O eşi benzeri bulunmayan öyle bir tek mücevherdir ki kâinat istiridyesine öyle değerli bir inci [daha] gelmez.

2Himmet davası, kendisine ne dünya ne de ahreti amaç edinmeyen o şerefli zata yaraşır.

3Ulvî âlem medresesinin kitaplarının sırları kendisine malum olan o zatı kim [hakkıyla] anlatabilir.

4Onun elinden saf şarap kadehini içmeyen zahidin haline, yarın yer gök ağlar.

5O “dört kitabın sırrı bir noktadır, varlık kütüphanesinin sırrı da o dörttedir.”dedi.

6Hz.Ali “O nokta benim, yani bütün isimlere müsemma benim.”dedi, duyup hikmetini seyret.

7Madem ki gönül ehline amaç kıssadan hisse imiş; ey bilge arif amacın ne olduğunu anlayıp öğren.

8Görünen ve görünmeyen  [her şeyi] yanıltmaca ve boş sözlerden ibarettir. Başında sonuna kadar bütün sözlerin aslı bir noktaymış.
VI.BEND
1 Vardum seherî tâ'at içün mescide nâgâh 
  Gördüm oturur halka olup bir nice gümrâh

2Girmiş kemer-i vahdete almış ele tesbîh 
Her birisinün vird-i zebânı çil ü pencâh


3Didüm ne satarsuz ne alursuz ne virirsüz 
  K'aslâ dilinüzde ne nebî var ne hôd Allah

4Didi biri kim şehrimüzün hâkim-i vakti
  Hayr itmek içün halka gelür mescide her gâh

5İhsânı ya pencâh  ya çildür fukaraya 
  Sabr eyle ki demdür gele ol mîr-i felek-câh

6Geldüklerini mescide bildüm ne içündür
  Yüz döndirüp andan didüm ey kavm olun âgâh

7Sizden kim  ırağ oldı ise Hakk'a yakındur 
  Zirâ ki dalâlet yolıdur gitdüğünüz râh

8Tahkîk bu kim hep işinüz zerk ü riyâdur 
Taklîddesüz tâ'atünüz cümle hebâdu

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (VI. BEND)
1Bir seher vakti ibadet için zamansızca mescide vardığımda bir takım yolsuzların halka halinde oturmakta olduğunu gördüm.

2Kimisi eline tespih alıp birlikteliğe girmiş, her birinin dilinden düşmeyen kırk elli[paradır.]

3Onlara “Dilinizde ne Allah ne Peygamber var, ne sayıyorsunuz? Ne alıp satıyorsunuz?” dedim.

4İçlerinden birisi dedi: “Şehrimizin günümüzdeki hâkimi halka hayır için her vakit mescide gelir;

5Fakirlere ihsanı ya kırk ya ellidir. Sabret, şimdi o felek mertebeli emirin gelme zamanıdır.

6Mescide niye geldiklerini öğrenince onlara yüz çevirip dedim: “Ey! Topluluk, bilinki,

7sizden uzak olan Allah’a yakındır. Çünkü gittiğiniz yol delalet yoludur.

8Doğrusu hep işiniz riya ve gösteriştir. Taklittesiniz, bütün ibadetiniz boşadır.”


VII. BEND
1Dünyâda denîlerden idersin taleb-i kâm 
  Ey ham-ı tama’ niceye dek bu tama'-ı hâm

2Bir nâ-halefi cübbe vü destâr ile görsen 
  Eylersün anun cübbe vü destârına ikrâm

3Nakşın çıkarup eylemedin zâtını ma'lûm 
  Başlarsın ana eylemeğe fakrunı  i'lâm

4Cerrar diyü virmez olur  Tanrı selâmın 
  Şermende ider itse sana habbece in'âm

5Vay er olasın hırkada nâmun ola derviş 
  Mülhid diyü yandurmağa eyler seni ikdam

6Yazuk sana kim eyleyesin hırs u tama'dan 
  Bir habbe içün kendüni 'âlemlere bed-nâm

7Yok sende kanâ'at gözün aç olduğı oldur 
  Rızkun irişür sana eğer subh u eğer şâm

8İt lokması lâzım mı toyurmaz mı seni nân 
  Zehr olsun o lokma k'ola pes-mânde-i dûnân 

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (VII. BEND)

1Dünyada meramını alçaklardan talep edersin. Ey! Ham tamahlı bu olmayacak isteklerin ne zamana kadar sürecek?

2Soyuna çekmemişin birisini cübbe ve destarla gördüğünde onun cübbe ve destarına saygı gösterirsin

3Hilesini sezip durumunu anlamadan ona muhtaçlığını bildirmeye başlarsın.

4Utancımdan sana azıcık iyilikte bulunursa da, ona duacısın diye bir daha Tanrı selamını vermez..

5Hırkalı er olup namında “derviş” olursa, “Vay kâfir!” diye seni mahvetmeye yakmaya başlar.

6Sana yazıklar olsun ki azıcık bir şeye olan hırs ve tamahından, adını kötüye çıkarırsın.

7Nasibin sana sabah veya akşam ulaşmaktadır. Gözünün aç olmasının sebebi,sende kanaat bulunmamasıdır.

8Seni ekmek doyurmuyor mu? [İlla ki] İt lokması mı lazımdır? Alçakların artığı olan o lokma zehir olsun.





VIII. BEND
1Giryen kopar ey h’âce meğer kim ciğeründen
  Kim çıktı ciğer pâreleri çeşm-i teründen

2Bin girye edersin seni âhir ayırurlar
  Ferzend ü zen ü tantana-i sîm ü zeründen

3Bu mülk-i fenâya ki ademden güzer ettin
  Sûdun nedür ancak anı bil sen seferinden

4Yok çıkmağa gönlün der-i dünyâ-yı denîden
Billâh dahı hoşnud mısun yoksa yeründen

5Bu mezbeleden böyle güzâr eyleyi gör kim
  Bir zerre gubâr irmeye  tâ rehgüzeründen

6Sîm ile zeri kendüne kat kat siper ettin
  Merg okını geçmez mi sanursun siperünden

7Akl adın anup kendüni teşvîşe düşürme
  Divâne olup ref’-i kalem kıl üzerinden

8Ey h’âce eğer kim sen isen âkil ü dânâ
  Şeydâluğı bin akla değişmez dil-i şeyda
                               
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (VIII. BEND)
1Ey cimri zengin! Yaşlı gözünden ciğer parelerin çıktı diye ciğerden feryat edersin.

2Binlerce ağlasan da seni sonunda çocuğundan, karından  gümüş ve altınından ayıracaklar

3Bu fanilik ülkesine yokluktan göç ettin ama, yolculuktan karın nedir bir bilsen...

4Alçak dünya hanesinden çıkmaya gönlün yok. Allah aşkına söyle! Yoksa yerinden memnun musun?

5Bu mezbelelikten öyle geçip gitmeye bak ki yolundan sana bir zerre toz değmesin

6Gümüş ve altını kendine kat kat siper ettin.Ölüm oku siperinden geçmez mi sanarsın?

7Akıldan bahsedip kendini karışıklığa bırakma.Deli olup üzerinden kalemi kaldır.

8Ey efendi! Eğer akıllı ve bilgili sen isen,çılgın gönül deliliği bin akla değmez.

IX. BEND
1 Ebnâ-yı  zamânun talebi nâm u nişândur
  Her biri tasavvurda filan ibn-i fülândur

2Güftâra gelüp söyleseler cehl-i mürekkeb
  Zu’munca velî her biri bir kutb-ı zamândur

3Erbâb-ı hıred zerre kadar mu'tekid olmaz
  Ol mürşide kim mu'tekîd-i bî-hıredândur

4Taklîd ile seccâde-nişîn olmuş oturmuş
  Tahkîkte ammâ har-ı be-güsiste-inândur

5Dermiş bana keşf oldu hep esrâr-ı hakîkat
  Vallâhi yalandır sözi billâhi yalandur

6Kendünden ırağa düşüp ardınca yorulma
  Ol bî-haberün gitdüği yol zann u gümândur

7Ey tâlib-i tahkîk eğer var ise aklun
  Gûş it bu sözi kim haber-i bâ-haberândur

8Zinhâr unutup bildiğüni düşme inâda
  Bir pîre yapış kim eresin sırr-ı ma’âda

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (IX. BEND)
1Zamane İnsanlarının hevesi şan ve şöhrettir. Her biri güya filanın oğlu filandır.

2Söze gelip konuşmaya başlasalar katmerli cehalet.Ama zanlarına göre her biri zamanın kutbu gibidirler.

3Kafasızların itikat ettikleri o mürşide zeka sahibi olanlar zerrre kadar inanmazlar.

4Taklit ile seccade sahibi olup oturmuş, ama gerçekten yulvar gevşek bırakılmış bir eşşektir.

5 “Bana hakikatin bütün sırları açıklandı.” Dermiş vallahi de billahi de yalandır.

6Ondan uzaklaş,arkasına düşüp yorulma;çünkü o habersizin gittiği yol zan ve şüphedir.

7Ey hakikate ermek isteyen! Eğer idrakın varsa, haber sahibi olanların haber olan şu sözü işit:

8Aman bildiklerini unut,inada düşme! Gidilecek yerin sırrına ermek için bir mürşide yapış.

X. BEND
1Sûfî ki riyâ ile ider kendüyi mevsûf
  Evkât-i şerîfi ola taklîd ile masrûf

2Minberde hatîb ola vü mahfilde muarrif
  Âr  eylemeye olduğuna cehl ile ma’ruf

3Âyîne-i kalbini kudûret ede tîre
Ruşenleri feyz-i Hak ile olmaya mekşuf

4Cem’-i kütüb etmekle ne mümkin ola vâkıf
Esrâr-i Hüdâ’ ya  ki ola ol mürşide mevkûf

5Cân ü dilinin revzenesi olmaya pür-nûr
Daim biri mahsûf ola anın biri meksûf

6Zâtındaki âsâr-ı kemâl olmaya hardur
Ya şâl-ı siyeh eğnine giymiş ya yeşil sûf

7Âlemde ki kâmil çeke gam zevk ede câhil
Yerden göğe dek yûf bana ger demeyim yûf


8Çün Hak diyeni eylediler zulm ile berdâr
Bâtıl söze agaz edelim biz dahi nâçâr

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (X. BEND)
1Riyakarlıkla kendini vasıflı gösteren ham sofunun mübarek zamanı taklit ile ziyan olur.

2Minberde hatip, mahfilde muarrif de olsa cehli ile tanındığından utanç duymaz.

3Kalbinin aynasını kaygılar karartırda, Hak feyzinin parlatıcısı bile aydınlatmaz.

4O mürşide verilen ilahi sırları kitaplar toplamakla vakıf olmak ne mümkündür!

5Canının ve gönlünün güneşi ve ayı ışıklanmaz, daima onların biri gölgede diğeri tutulmuş olur.

6Zatında kemale ermişlik sırları yoksa, sırtına ya siyah şal ya yeşil sof giymiş bir eşşektir.

7Dünyada kemal sahibi gam çeksin,cahil zevk etsin de ben buna yuh demezsem; bana yerden göğe kadar yuh olsun.

8Mademki Hak diyeni zulümle darağacına çektiler,bizde çaresiz batıl söze başlayalım.

XI. BEND


1Yuf hârına dehrün gül ü gülzârına hem yuf
  Ağyârına yuf yâr-i cefâkârına hem yuf

2Bir ıyş ki mevkûf ola keyfiyyet-i hamre
  Ayyâşına yuf hamrine hammârına hem yuf

3Zî-kıymet olunca nidelim câh ü celâli
  Yuf anı satan dûna hirîdârına hem yuf

4Çün ehl-i vücûdun yeri sahrâ-yı ademdir
  Yuf kâfile vü kâfile-sâlârına hem yuf

5Âlemde ki bengîler ola vâkıf-i esrâr
  Hayrânına yuf anların esrârına hem yuf

6Ârif ki ola müdbir ü nâdân ola mukbil
  İkbâline yuf âlemin idbârına hem yuf

7Çarh-i feleğin sa'dine vü nahsine lâ'net
  Kevkeblerinün sâbit ü seyyârına hem yuf

8Çün ola harâm ehl-i haka dünya vü ukbâ
  Cehdeyle ne dünyâ ola hâtırda ne ukbâ

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (XI. BEND)
1Dünyanın dikenine,gülüne, gül bahçesine yuh olsun! Düşmanına, da cefakar dostuna da yuh olsun!

2Şarabın keyfiyyetine bağlı olan bir eğlenceye,ayyaşına,şarabına,şarapçısına yuh olsun!

3Parayla olunca makam ve mevkiyi ne yapalım? Onu satan alçağa da alanına da yuh olsun!

4Madem ki vücut ehlinin yeri yokluk çölüdür, kafilesine de kafilecisine de yuh olsun!

5Afyonkeşlerin esrara vakıf olduklar alemde, kendinden geçene de onların esrarına da yuh olsun!

6İrfan sahibi talihsiz, cahil ikbal sahibi olsun;dünyanın ikbaline de düşkünlüğüne de yuh olsun!

7Feleğin çarkının uğruna da uğursuzluğuna da lanet olsun! Yıldızlarının sabitine de seyyarına da yuh olsun!

8Madem gönül ehline  dünya ve ahiret haram oldu, gayret et [de] gönül de ne dünya olsun ne ahiret…

XII. BEND
1Aya nice bir devrede bu çâr-anâsır
  Kim ana ne evvel ola ma’lûm ne âhir

2Gâh eyleyeler âlem-i tefrîdde seyrân
  Gâhî olalar âlem-i terkîbte sâyir

3Tefrîdde çâr ola vü nâçâr ola devri
  Terkîbe gelince se-mevâlîd ola zâhir

4Bu cümle mezâhirden ola mu’teber insan
  Insanın ola cumle tufeyli bu mezâhir

5Nefsini bilenler getüre Hâlik’a îmân
  Bilmezlere îmân getürenler diye kâfir

6Kâfir ki yerin dûzeh eder cehlden eyler
  Çün cehl hakîkatte ola küfr  acep sır

7Dünyâ vere câhillere el kâmil olanlar
  Ayakta kala olmayalar habbeye kâdir



8Çün cehldedür zevk kemâli nidelim biz
  Kāl ehli safâ eyleye hâli nidelüm biz

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (XII. BEND)
1Acaba başı sonu bilinmeyen bu dört unsur daha ne kadar dönecek?

2[Bu dört unsur] bazen ilahi alemde dolaşırlar, bazende mürekkeb cisimler aleminde seyrederler.

3Vahdet aleminde dört [unsur] olur da devri çaresiz olur.Mürekkeb cisimler alemine gelince üç ana unsur ortaya çıkar.

4Bütün bunlardan insan itibara gelir de bütün mezahir insana tufeyli olur.

5Kendini bilenler Yaratıcı’ya iman getirirler, bilmeyenlere iman getirenler [onlara]kafir derler.

6Yerini cehennem eden kafir cehaletten eder.Cehalet gerçekten küfür olsun [bu ne] acayip sır!

7Cahillere dünya el versin,kemal sahipleri ayaklar altında kalıp bir zerreye kudretleri olmasın.

8Madem zevk cehalettedir bi kemali ne yapacağız? Laf ehli olanlar safa sürsün şimdi biz ne edeceğiz.


XIII.BEND
1Dünyâ talebiyle kimisi halkın emekte
  Kimi oturup zevk ile dünyâyı yemekte

2Yok derdüne bir çâre ide mîr ü gedâda
  Sen çektiğin âlâmı eğer sakla eğer de

3A’yân-ı cihândan kerem umma anı sanma
  Asâr-ı ‘atâ ola ne paşada ya begde

4Matbahlarına aç varan âdem değenek yer
  Derbânları var göz kapuda el değenekte

5Bir devrde geldük bu fenâ âleme biz kim
  Âsâr-ı kerem yok ne beşerde ne melekte

6Ağyâr vefâdan dem urur yâr cefâdan
  Âdemde vefâ olmaya vü ola köpekte

7Evc-i feleğe bastı kadem câh ile câhil
  Erbâb-ı kemâlin yeri yok zîr-i felekte

8Yâ Rab bize bir er bulunup himmet eder mi
  Yoksa günümüz böyle felâketle geçer mi

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (XIII. BEND)

1Halkın kimisi dünyayı elde etmek için emekte, kimisi de zevkle dünyayı yemekte.

2Sen çektiğin elemleri ister sakla ister söyle; derdine ne beyden ne de fakirden bir çare yok.

3Cihanın önde gelenlerinden kerem bekleme, ihsan eseri paşada veya beyde olur sanma.

4[Onların] mutfaklarına aç giden adam sopa yer. Gözleri kapıda elleri değnektedir.

5Bu fani dünyaya öyle bir devirde geldik ki cömertlik alameti ne insanda ne melekte var.

6Başkaları vefadan bahseder,dost cefadan. İnsanda vefa olmasın da köpekte mi olsun?

7Cahil, makamı ile feleğin tepesine ayak bastı, kemal sahiplerinin feleğin altında yeri yok!

8Ya Rab bir er çıkıp da bize yardım eder mi? Yoksa günümüz böyle felaketle mi geçer?

XIV. BEND
1Ey sâhib-i kudret kanı insâf ü mürüvvet
  Rindân-ı mey-âşâma niçin olmaya rağbet

2Kısmetleri dersen ezelî cevr ü cefâdur
  Cevr ola niçin zevk u safâ olmaya kısmet

3Dersin ki bugün eylemeyen yarın eder zevk
  Çok mu iki gün bendelerin eyleye işret

4Hacetlerimüz kâdir iken kılmağa hâsıl
  Salmak kereminden bizi ferdâya ne hâcet

5Nâçâr çeker halk bu zahmetleri yohsa
  Âdem kara dağ olsa getürmez buna tâkat

6Hâlün kime ansan sana der hikmeti vardur
  Öldürdi bizi âh bilinmez mi bu hikmet

7Bîhûde dönüp neyler ola başımuz üzre
  Halkun bu felek dedüği dôlâb-ı meşakkat


8Bîhûde yeter döndü hemân terkini kılsa
  Kim aksine devr eylemeden yeğdi yıkılsa

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (XIV. BEND)

1Ey kudret sahibi! İnsan ve mürüvvet hani? Şarap  içen rintlere ne için şefkat olmaz?

2 “Nasipleri ezelde beri eziyet ve cefadır” dersen; eziyet olur da niçin zevk ve safa olmaz?

3 “Bugün zevk sürmeyen yarın sürer” dersin. Kulların iki gün eğlenseler çok mu?

4İhtiyaçlarımızı görmeye kudretin varken, bizi kereminden yarına ertelemene ne gerek var?

5Halk bu eziyetleri çaresiz çeker. Yoksa adam kara dağ olsa buna tahammül edemez.

6Durumunu kime açsan sana “Vardır bir Hikmet.” Der. Ah öldürdü bizi, bilinmez mi bu hikmet.

7Halkın bu felek dediği eziyet dolabı boş yere başımızın üstünde dönüp ne yapıyor?

8Boş yere döndüğü yeter. Artık bıraksa.Çünkü tersine dönmektense yıkılması iyidir.

XV. BEND

1Çarhun ki ne sa’dinde ne nahsinde bekā var
  Dehrün ki ne hâsında ne  ‘âmında vefâ var

2Aldanma anın sa’dine nahsinden alınma
  Nahsinde deme mihnet ü sa’dinde safâ var

3Meyl etme anın hâsına ‘amından üşenme
  ‘Amında deme hisset ü hâsında ‘atâ var

4Cehd eyle hemân gayr  eline bakmayı gör kim
  Benden ne sana fâide senden ne bana var

5Eğninde görüp gayrilerin atlas ü dîbâ
  Gam çekme ki eğnimde benüm köhne abâ var

6Geç cümle bu efkârdan ü ârif-i vakt ol
  Sergeşte bil anı ki serinde bu hevâ var

7Ferdâ elemin çekme mey iç bak ruh-ı hûba
  Âşıklara ferdada dahi va’d-i likâ var

8El verse safâ fırsatı fevt eyleme bir dem
  Düyâ ana değmez ki cefâsın çeke âdem


GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (XV. BEND)

1Feleğin ne uğrunda ne uğursuzluğunda sonsuzluk vardır.Dünyanın ne seçkininde ne de avamında vefa vardır.

2[Feleğin] uğruna aldanma, uğursuzluğundan da alınma.Uğursuzluğunda zorluk, uğurunda da safa var diye düşünme.

3Seçkinlere aldanıp perişan olma.Avamında hasislik, seçkininde cömertlik var deme.

4Gayret edip başkalarına muhtaç olmamaya bak; çünkü ne benden sana, ne de senden bana fayda var.

5Başkalarının sırtında atlas ve ipek elbiseler görüp, benim sırtımda eski aba var diye gam çekme.

6Bütün bu düşünceleri bırakıp zamanın arifi ol; başında böyle bir sevda olan kimseyi şaşkın bil.

7Yarının derdini çekme, şarap içip güzel yüze bak; aşıklara gelecekte de “Huri” vaadediliyor.

8Safa el verirse hiç fırsatı kaçırma; insan için dünya,cefasına çekmeye değmez.

XVI.BEND

1Sûrette nola zerre isek ma’nide yohuz
  Ruh-ül kudüs’ün Meryem’e nefh ittüği ruhuz

2Peymâne-i hûrşîd ile her dem iderüz ayş
  İsâ ile peymâne-keş-i câm-ı sabûhuz

3Ettükse şarab içmemeğe tövbe güzelsiz
  Sabit-kademüz tövbemüz üstinde nasûhuz

4Mâr ise ‘adû biz yed-i beyzâ-yı kelîmüz
  Tufân ise dünyâ gamı biz keştî-i Nuh’uz

5Molla okusun medresede şerh-i me’ânî
  Metn-i kadehi sor bize biz ehl-i şürûhuz

6Sûfi bizi sen cism göziyle göremezsin
Aç cân gözini eyle nazar gör ki ne rûhuz

7Bed-gûlara leb-beste görünmekteyüz amma
  Rindân-ı Mesîhâ-deme miftâh-ı fütûhuz

8İsî-dem ü Rûhî-lakab ü Hızr-hayâtuz
  Deryâ-yı sıfat içre nihân gör ki ne zâtuz

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (XVI. BEND)

1Eğer görünüşte zerreysek, mana itibariyle güneş gibiyiz.Biz Cebrail’in Meryem’e üflediği ruhuz.

2Her sabah güneşin kadehi ile işret ederiz.Sabah içilen şarabın meclisinde İsa ile kadeh çekeriz.

3Güzeller olmadan şarap içmemeye tövbe ettiysek, bozmamız mümkün olmayan tövbemizde sımsıkı duruyoruz.

4Düşman yılansa biz Musa’nın beyaz eliyiz. Dünya gamı tufan ise biz Nuh’un gemisiyiz.

5Molla medresede Metâli şerhi okusun, sen bize kadeh metnini sun.Biz şerh ehliyiz.

6Ey sofu,sen bizi madde gözüyle göremezsin. Gönül gözünü aç da nasıl  bir olduğumuza bak.

7Kötü söyleyenlere susuyor görünüyoruz, ama İsa nefesli rintlere açılma anahtarıyız.

8İsa nefesli,Rûhî lakaplı ve Hızır hayatlıyız. Sıfatlar denizinde gizlenmiş zat cevheriyiz.

XVII. BEND
1Verdük dil ü cân ile rızâ hükm-i kazâya
  Gam çekmezüz uğrarsak eğer derd ü belâya

2Koyduk vatanı gurbete bu fikr ile çıkduk
  Kim renc-i sefer bâis ola izz ü ‘alâya

3Devr eylemedük yer komaduk bir nice yıldur
  Uyduk dil-i dîvâneye dil uydı hevâya

4Olduk ne yere varduk ise aşka giriftâr
   Alındı gönül bir sanem-i mâh-likâya

5Bağdâd’a yolun düşse ger ey bâd-ı seher-hîz
  Âdâb ile var hizmet-i yârân-ı safâya

6Rûhî’yi eğer bir sorar ister bulunursa
  Derlerse buluştun mu o bî-berg ü nevâya

7Bu makta-i garrâyı okı ebsem ol andan
  Malûm olur ahvâlimüz erbâb-ı vefâya

8Hâlâ ki biz üftâde-i hûbân-ı Dımışk’uz
Ser-halka-i rindân-ı melâmet-keş-i ışkuz

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ (XVII. BEND)
1Kaderin hükmüne can ve gönülden razı olduğumuzdan , eğer dert ve belaya uğrasak gam çekmeyiz.

2Sefer sıkıntısı değer kazanma ve yücelmeye sebep olur düşüncesiyle vatanı bırakıp gurbete çıktık.

3Deli gönüle uyduk,gönülde aşka uydu; nice yıldır dolaşmadık yer bırakmadık.

4Nereye vardıysak aşka düştük gönül[her gittiği yerde] ay yüzlü bir güzele yakalandı.

5Ey seher vaktinde uyanan rüzgar! Eğer Bağdat’a yolun düşerse edeple safa dostlarının huzuruna git.

6Rûhî’yi eğer sormak isteyen biri bulunursa, “O elinde avucunda bir şeyi olmayanla görüştün mü?” derlerse;

7Bu parlak matlaı okuyup sonra sus. Vefa sahiplerine durumumuz malum olur.

8Şimdi biz Şam güzellerinin düşkünüyüz. Aşkın kınanmasını çeken rintlerin halkabaşıyız.



























Hiç yorum yok:

Yorum Gönder