Paylaşımlarımız devamlı olacaktır,bizi izlemeye devam edin!!Ödevler-Dersler-Hukuk-Edebiyat Profesyonel çalışmalarla karşınızdayız İletişim için:Mehmetmeric35@gmail.com

22 Haziran 2015 Pazartesi

MEHMET MERİÇ UÇAR

AHMED HAŞİM 1887-1933

Bağdat’ta doğan bir şairdir. Doğum tarihi olarak yakın zamana kadar çeşitli tartışmalar vardı.1883 ile 1887 arasında değişik tarihler gösterilmişse de M.Kaya Bilgegil’in Milli Eğitim Bakanlığı Arşivi’nden tespit ettiği yeni bilgilere göre bu tarihin 1887 olduğu doğruluk kazanmıştır.  Babası mülkiye kaymakamlarından Bağdatlı Alusizade Arif Hikmet Bey’dir. Annesi yine Bağdat’ın tanınmış ailelerinden Kayazadeler’dendir
Haşim, çocukluğunda babası ile birlikte birçok yeri dolaşmış, sonra, babasının Fizan mutasarrıflığına atanması üzerine, ailesi tarafından öğrenimini görmek için İstanbul’a gönderilmiştir. Önce Nümune-i Terakki rüştiyesinde bir yıl kadar okuduktan sonra Galatasaray Sultanisi ’ne girmiş. Burada daha sonra Fecr-i Ati’yi oluşturacak İzzet Melih ve Hamdullah Suphi gibi isimlerle tanışır. Mezun olduktan sonra Reji İdaresi’ne memur olur, bir taraftan da Mekteb-i Hukuk’a devam eder. Hayatı boyunca birçok memurlukta bulunmuştur. I.Dünya Savaşı sırasında asker olarak savaşa katılır. Ülkenin birçok bölümünü gezme fırsatı bulur. Askerlik sonrasında çeşitli öğretmenlikler ve memurluk görevlerini devam ettirmiştir. Ölünceye kadar da akademideki kürsüsünü muhafaza etmiştir. Kendisi tedavi görmek amacıyla gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden dönmüş ve bu onun son yurt dışı gezisi olmuştur, bu izlenimlerini de ayrıca kaleme almıştır. Kısa süre sonra 4 Haziran 1933’te kendi evinde ölmüştür.
Onun sanat ve edebiyat meseleleri ile ilgilenmeye başlaması, Galatasaray’daki öğrencilik yıllarına rast gelir. Öğrencilik yıllarında yazdığı, “Şiir-i Kamer” adı altında topladığı şiirleri çok beğenilmiştir. Dönemin en iyi hocalarından ders görmüştür. Aynı dönemde yıldızları parlayacak olan birçok edebiyatçıyla da mektep arkadaşı olmuştur. Şiirlerinde bir dönem Abdülhak Hamid, Muallim Naci daha çokta Fikret ve Cenab’ın tesirleri görülür. Galatasaray’daki son senesinde Fransız şiirini özellikle Fransız ve Belçikalı sembolistleri, bu yolla da Batı edebiyatının estetik ve poetik temelini yakından tanımaya çalışmıştır. Halid Ziya onun için döneminde Batı şiirini en iyi araştıran ve bilen sanatkâr olduğunu söyler. Sonraları aralarına katıldığı Fecr-i Ati çevresinde en dikkat çekici şairdir. Çeşitli dergilerde eserleri boy göstermiş ve en güzel şiirlerini Dergâh dergisinde yayınlamıştır.[1]
Kendisi sadece şiirleri ile değil nesir yazıları ile de dikkat çekmekteydi. Akşam gazetesinde edebi fıkra ve makaleler yazmış ayrıca gezi ve hatıra yazıları da bulunmaktadır.
Kendisinin diğer ilginç yanları ise son devir edebiyatımızın çeşitli meselelerine ilgisiz kalmasıdır. Döneminde hemen hemen bütün sanatçıların, siyasi-fikri akımlara olan ilgisi göze alınırsa onun bu özelliği dikkat çekicidir. Bunun yanı sıra dini duygulara da ilgisiz kalmıştır. Onun ancak sembolizm yoluyla bir mistisizme yaklaştığı söylenebilir.[2]


ŞİİRLERİNİN ÖZELLİKLERİ

Cumhuriyet dönemi şairler üzerinde Yahya Kemal kadar tesirli bir diğer şahsiyet de Ahmet Haşim’dir. Onun üzerinde en derin etkiyi yapan Galatasaray’da okurken hocası olan Ahmet Hekim Müftüoğlu’dur. Özelliklede onun şu cümlesi: “Fikrin şekilden evvel hazırlandığı hissini veren eserlerde şiir mucizesinin tekevvününe imkân yoktur. Ahenk ve kafiyenin tesadüflerinden doğmayan fikirler sanata mal edilemez.”[3]
Haşim bu sözlerin sanat yolunu aydınlattığını, kendisini sapmalardan koruduğunu belirtir. Kendisi şiirde Servet-i Fünuncu’lardan biraz daha yaklaşılmış bir sembolizm anlayışı ve yine dönem modası olan Şeyh Galib tesiri vardır. Kendisi hakkında titiz ve saf şiir peşinde koşan biri olduğuna hüküm getirebiliriz.


1921’de Dergâh dergisinde çıkan “Bir Günün Sonunda Arzu” adlı şiirinin, sembolizmi müphemiyetten ibaret sanan ve Haşim’in şiirlerinde mutlaka bir müphemiyet göstermek isteyenler tarafından, fazla müphem bulunarak eleştirilmesi üzerine kalem aldığı  “Şiirde Mazah ve Vuzuh” adlı yazısı, edebiyatımızda şiir üzerine yazılan önemli makalelerdendir. Sonrasında “Piyale” adlı kitabında mukaddime olarak kullandığı bu yazıda Haşim, şiirde mana ve anlaşılabilirlik aranmayacağını şiirin didaktik, fikri ve belagatçı değil “Resullerin sözleri gibi” çeşitli yorumlara müsait, sözden çok musikiye yakın bir ifade sanatı olması gerektiğini ileri sürer.[4]
            Şiirleri netlikleri silinmiş, gölgelenmiş, karartılmış tablolar gibidir, hemen hepsinde derin bir melankoli, müphemlik, uzak ve meçhul diyarlara duyulan özlem ve çok defa psiko-analitik yorumlara muhtaç renkler ve musiki hissedilir. Haşim eşyanın gün ışığı altındaki hayatıyla pek ilgilenmemiş, daha çok akşam güneşinin sihirli ışık oyunları karşısında derin bir haz duymuş; [5]şiirlerinde bu renk ve ışık şaşasından yankılar vermiştir. Onun en güzel ve edebi şiirleri, akşam renkleriyle yanan, ay ışığıyla sararıp, şafakla pembeleşen renk ve ışık anlarının kudretli terennümleridir. Bazı şiirlerinde kuvvetle duyulan akşam hüznü ise, âdete bu renk ve ışık dünyasından uzaklaşmanın ıstırabıdır.
            Akşam renkleri ve hüznü Haşim’in yollar şiirinde;
Bir lamba hüzniyle
Kısıldı altın ufuklarda akşamın güneşi



Mısralarıyla başlar. Şairin, hatta ölmek istediği an:
Ve bir günün dem-i alayiş-i zevalinde
Sürüklenir sular afaka şule halinde[6]
            Şiirleri sadece müphemiyet ve ahenkten ibaret değildir. Onlar izlenimci veya dışavurumcu ressamların tablolarını andırır. Serbest müstezatlarıyla şekilde kendine uygun sesi arayan Haşim “Yollar”, “Ölmek” ve “O Belde” ile büyük bir şöhrete kavuşmuştur. Şiirini bir çeşit fildişi kule olarak görenler bile “O Belde” ’nin büyüsüne kapılmışlardır.
            Haşim ölümünden önce dostlarına söylediği “Şairlerin en garibi öldü” mısrası çeşitli yorumlara elverişli, tam Haşim’e uygun bir vedadır anlaşılmadığını, hep garipsendiğini, ölümün eşiğinde bir kere hatırlamış gibidir. Haşim’in şiirine hayran olan Ataç, “O hiç garip adam değildi. Şahsiyet sahibi idi.” Der; istiare ve resmi onun sanatının başlıca unsurları sayar: “Haşim sesler işiten bir adam değil, seslerde bile renkler gören bir adamdı.
NESİRLERİNİN ÖZELLİKLERİ
            Haşim’in nesir yazıları, şiirinden farklı bir karakter gösterir. Bu yazıları açık, berrak müstehzi bir ifadesi vardır. Nesirlerinde de şiirlerindeki kadar kelime seçiminde titiz olan Haşim, küçük obje ve vakalardan hareket ederek, fazla derinliği olmayan perspektiften yakaladığı dış dünya intibalarını nakleder. Fıkralar, edebi tenkitler ve seyahat notlarının sağlığında neşredilenleri, her zaman beğenilmiş ve aranmıştır. Akşam gazetesi ve başka mecmualarda edebi fıkra ve makaleler yazmıştır.
ESERLERİ

Şiirler;
ü  Göl saatleri
ü  Piyale
ü  Bütün Şiirleri (Piyale, Göl Saatleri, Diğer Şiirleri) İnci Engünin ve Zeynep Kerman tarafından yayımlanmıştır.
Nesirler;
ü  Gurebahane-i Laklakan
ü  Frankfurt Seyahatnamesi
ü  Bize Göre[7]




[1] Türk Ansiklopedisi, Ankara, Maarif Matbaası, 1943, Cilt 1, s.258.
[2] Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, Diyanet Vakfı Yayınları, 1989, Cilt 2, s. 88-89.


[3] Engünin, İnci; Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, İstanbul, Dergâh Yayınları,2002, 3.baskı, s. 36-40.
[4] Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 2, s. 88-89.
[5]KARAOSMANOĞULLARI, Kadri Yakup; Ahmet Haşim Monografi, İstanbul,İletişim Yayıncılık,2000,3.baskı, s. 0-90.
[6] Banarlı, Nihat Sami; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul, MEB basımevi, 1971, s.1163-1167.
[7] http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Haşim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder